İnsanlığın evreni anlamak için yarattığı iki kusursuz ve devasa teori vardır: Einstein'ın Genel Görelilik teorisi ($G_{\mu\nu} = \frac{8\pi G}{c^4} T_{\mu\nu}$) yıldızlar, galaksiler ve pürüzsüz uzay-zaman kütleçekimi için tasarlanmıştır. Kuantum Mekaniği ise atomlar, pikseller ve sıçramalı olasılıklar ($|\Psi\rangle$) için çalışır. İkisi de kendi dünyasında mükemmel çalışır. Ancak evrenin öyle bir noktası vardır ki, bu iki fizik motoru aynı anda çalışmaya zorlanır: Kara Deliklerin Merkezindeki Tekillik (Singularity).
Bir kara deliğin içinde devasa bir yıldızın kütlesi (Göreliliğin alanı), sıfır hacimli sonsuz küçüklükte bir noktaya (Kuantumun alanı) sıkışır. Fizikçiler bu noktayı hesaplamak için iki denklemi birleştirdiğinde ($r \rightarrow 0 \Rightarrow \rho \rightarrow \infty$) matematik çıldırır ve ortaya tek bir cevap çıkar: Sonsuzluk (Infinity). Fizikte sonsuzluk bir cevap değildir; "Denklemin kırıldı, sistemin hata verdi" anlamına gelir.
Evrenin kaynak kodu, makro ve mikro dünya için iki farklı "yazılım" kullanmaktadır ve bu iki yazılım kara deliğin içinde birbiriyle uyumsuzluk (conflict) yaşayarak çöker. Fizikçilerin on yıllardır aradığı "Her Şeyin Teorisi" (Quantum Gravity), aslında bu iki kodu birbirine bağlayacak o eksik yamayı (patch) arama çabasıdır.
Görelilik ve Kuantum arasındaki bu ölümcül hatayı (Bug) düzeltmek için fizikçiler en sarsıcı teoriyi ortaya attılar: Sicim Teorisi (String Theory). Eğer bir elektronu veya kuarkı sonsuz derecede büyütebilseydik, karşımızda katı bir nokta veya bir parçacık görmezdik; bunun yerine titreşen, enerji dolu, tek boyutlu küçük bir "iplik" (sicim) görürdük.
Nambu-Goto eylemi ($S = -\frac{1}{2\pi\alpha'} \int d^2\sigma \sqrt{-h}$) ile hesaplanan bu sicimler, tıpkı bir keman telinin farklı frekanslarda titreşerek farklı notalar (Do, Re, Mi) çıkarması gibi, uzay-zamanın içinde farklı frekanslarda titreşerek evrendeki tüm parçacıkları oluşturur. Madde dediğimiz şey, bu kozmik senfoninin duyulabilir halidir.
Ancak matematiğin çalışması için korkunç bir bedel ödenmesi gerekir: Bu sicimlerin titreşebilmesi için 3 boyutlu uzayımız yetmez; evrenin tam 10 (veya M-Teorisine göre 11) boyutlu olması zorunludur. Geriye kalan bu ekstra boyutlar, algılayamayacağımız kadar küçük (Planck Ölçeği) olan Calabi-Yau manifoldlarına kıvrılmış ve gizlenmiştir.
Eğer evren bir simülasyonsa, sicim teorisi sistemin en alt katmanındaki "Binary Kodlara (0 ve 1)" ulaşmışız demektir. Her şey, titreşen saf bir bilgi dalgasından ibarettir.
Fizikçiler Sicim Teorisi ile evrenin kaynak kodunu çözdüğünü düşünürken, 1931 yılında Kurt Gödel, matematiğin sarsılmaz sanılan temellerini yıkan o korkunç gerçeği çoktan ispatlamıştı: Eğer evren kusursuz bir matematiksel sistemse (veya kodlanmış bir simülasyonsa), bu sistemin içinde doğru olan ama sistemin kendi kurallarıyla asla kanıtlanamayacak ($F \not\vdash G$ ve $F \not\vdash \neg G$) şeyler vardır.
Kutu içindeki hiçbir sistem, kendi kusursuzluğunu kutunun içinden kanıtlayamaz. Sistemin tam (eksiksiz) olması için dışarıdan bir gözleme, sistemin sınırlarının dışına çıkmaya ihtiyacı vardır. Tıpkı "Bu cümle yanlıştır" paradoksu gibi, evrenin kodunda da kendi kendini referans alan ve bu evrenin içindeyken asla çözülemeyecek nihai bir kilit gizlidir.
Bizler evrenin içindeki karakterler olarak Sicim Teorisini bulsak bile, Gödel'in teoremi bize Gerçeğin Tamamını asla bulamayacağımızı matematiksel olarak garanti eder. Evrenin sırrını tam olarak çözebilmek için, kutunun dışına çıkıp evrene bir Tanrı (veya Kodlayıcı) gibi dışarıdan bakmak zorundasınız.